Yazı Detayı
11 Haziran 2019 - Salı 19:09
 
ANKARA İLE İLİŞKİLERİMİZ
Ergün Şoföroğlu
 
 

Dar particilik mantığının tuzağına düşmeden, olayların akışı içinde son iktidar değişikliğini, sosyal gelişmeleri ve güncel nesnel koşulları geniş ufuklu bir açıdan değerlendirmek zorundayız. Bu olayları nesnel bakışla değerlendirmekten vaz geçtiğimiz anda güncel politikanın sığlığına düşeriz.   

KKTC yönetimleriyle Ankara yönetimleri arasındaki ilişkilerde, zaman zaman uyum; bazı zamanlarda da uyumsuzluk kuşkusu yansıtan gelişmeleri izliyoruz. Özellikle iktidarda olan bir KKTC Hükümeti’nin zamansız iktidarını sona erdirmesi veya sona erdirmek zorunda bırakılması, bu KKTC hükümetinin Ankara yönetimiyle ilişkilerindeki uyumsuzluktan dolayı Ankara’nın perde arkasından dürtüsüyle gerçekleştiği kuşkusunu yansıtıyor. Bu olgu, Ankara tarafından desteklenmeyen bir KKTC hükümetinin iktidarını sürdürmesinin olanaksız olduğu kuşkusunu da yansıtıyor ve toplumsal demokrasimizin önemsenmediği imajını yaratıyor.                                                                                      

Bu tip iktidar değişikliklerinin neden olduğu kuşkuların etkisinde toplumun tansiyonu yükselirken ve iktidarını yitirenler sessizliğini sürdürürken, iktidara gelenler bu gibi birbiriyle çelişen kurgularla düzenlenen varsayımların temelsiz ve gerçekdışı olduğunu, bu iktidar değişikliklerinin Ankara’dan bağımsız gerçekleştiğini savunuyorlar.                                                        

Şimdiki Ankara yönetimiyle KKTC yönetimleri arasında ekonomik, politik ve kültürel görüş farkları var mıdır? Bunu anlamak için Ankara’daki AKP yönetiminin KKTC için beslediği ideallerin neler olduğuna bakalım!              

Ankara’da AKP yönetiminin yetkilileri KKTC’ için belirledikleri ideallerini şu sözlerle yansıtıyorlar. ‘’Biz KKTC’yi Türkiye’nin gönderdiği kaynaklarla ekonomisini çevirebilen yarı devletçik şeklinde algılayan ‘yavru vatan’ zihniyetini kabul etmiyoruz. Biz kendi ayakları üstünde durabilen özgür, bağımsız ve müreffeh bir KKTC idealini benimsedik. ’’                                                  

‘’İki bölgeli, iki toplumlu, siyasal eşitliğe dayalı federal bir çözümle, bağımsız müreffeh bir KKTC ideali!’’    Her iki çözüm şekli de Kıbrıs Türkü’nün özgürlüğünü müreffeh ve onurlu varlığını belirtiyor. Ben bir Kıbrıs Türkü olarak her iki çözüme de razıyım, fakat Rum toplumunun tarihsel olumsuz tutumu karşısında federal bir çözümün gerçekleşeceğine olan inancımı yitirdim. Bu iki çözüm şeklinin Ankara ile KKTC arasında görüş farkı yaratacağına inanmıyorum.                                                                                   

Kıbrıs Türk Toplumu, Atatürk’ün Türk ulusu için önerdiği laiklik ilkesini uzun bir zamandan beri güçlü benimsemiştir. Bu olgu bugün Ankara’da yönetimi elinde bulunduran AKP’nin dine güçlü bağımlılığıyla bir farkı yansıtır. Bu farkın ulusal dayanışmayı bozmaması gereken bir faktör olduğuna inanıyorum.                                                                                                                                   

Nasıl bir çözüm düşünülürse düşünülsün Kıbrıs Türk Toplumu’nun kendi ayakları üzerinde durabilecek bir güce ulaşması gerekir. Gerçekçi politika gücün sınırlarının hesaplanması ve önceliklerin saptanmasıyla başlar. Ne yazık ki bu yönde bugüne kadar kararlı bir adım atılamamıştır.  Bazı Ankara hükümetleri uluslararası arenada Kıbrıs Türkü’nü bir siyasi materyal olarak kullandı. Yetersiz ve vizyonsuz yöneticiler sayesinde diplomatik ilişkilerde Rumlara mağlup olduk ve uluslararası arenada ekonomik, politik ve kültürel yönden izole edildik, özne olma payemizi yitirdik.                                                       

  İç işlerimizde de yönetim düzeni kurma bilincinden ve yeteneğinden yoksun olan KKTC Hükümetlerinin yöneticileri, anayasaya göre eşitlik ilkesine dayalı hukuk devletinde devlet idaresinin yürütülmesi yönünde kurumları oluşturamadılar. Partizanlık tutkularının etkisinde bu kurumları hem amaca uygun çalıştırmadılar hem de bu kurumların birbirleriyle uyumlu çalışması gereken bir aygıt oluşturmadılar. Hukuksal bir zemin üzerinde çalışan ve sosyolojik adıyla ‘’devlet bürokrasisi’’ olan bu aygıtın işlevi, devletin yönetim işlevidir. Koltuk sevdası ve partizanlık duygularının etkisinde bu aygıtın tüm yurttaşlar için eşitlik ve yasaların genelliği ilkeleri doğrultusunda çalıştırılması başarılamamıştır. Bir toplum için en büyük şansızlık ‘’yeteneksiz, bilgisiz ‘’ politikacıların eline düşmektir.                                                                                

Bütün bu başarısızlıklarımızdan sonra Kıbrıs Türkü’nün geleceğinin belirlenmesinde toplum tarafından yetki verilmiş ve görev üstlenmiş kurum, kuruluş ve kişilere şu toplumbilim bilgisini toplum sevgisi duygularımın baskısı altında hatırlatmak istiyorum!                                                                        

‘’Sosyoekonomik gelişme tarafından desteklenmeyen ulusal ve toplumsal kimlik tezleri birer fikir jimnastiği olarak kalmaya ve heyecanını giderek yobaz bir gurura ya da aşağılık duygusuna dönüşmesinin kaçınılmaz olduğunun bilincine varılmalı.’’ ‘’ Adaletsizliği keskinleştiren, eşitsizliği derinleştiren, halkı yoksullaştıran hiçbir düzen ayakta duramaz.’’                                  

Bu bilinçle Ankara ile imzalanan ekonomi protokolünün KKTC’nin kendi ayakları üzerinde duracak bir güce ulaşması yönünde düzenli işletilmesi gerekir.       

ANKARA ANKARA SENDEN YARDIM UMAR ne mutlu Türküm diyen.                                                                                                                        

KKTC yöneticilerine de Atatürk’ün yücelttiği temel anlayış ve ilkeyi aktarmayı uygun buldum. “Adalet dilenmekle ve acınmakla, devlet işleri görülemez; ulusun ve devletin onur ve bağımsızlığı güven altına alınamaz. Adalet dilenmek ve acındırmak gibi bir ilke yoktur” (Nutuk, s. 160). 

 
Etiketler: ANKARA, İLE, İLİŞKİLERİMİZ,
Yorumlar
Haber Yazılımı