Yazı Detayı
22 Nisan 2019 - Pazartesi 18:23
 
ATA - DEDE YURDUNDA
Hakan Yozcu
kibrishakikat@gmail.com
 
 

Halk arasında adı “Çukurağa”dır. Çukurova’nın Ağası anlamına gelmektedir. Kadirli’den söz ediyorum. Çukurova’nın en verimli topraklarına sahip, Türkiye’nin en fazla üniversiteli yetiştirdiği, Osmaniye İli’nin en büyük ilçesi, Kadirli’den söz ediyorum.

                Şairlerin, ozanların, yazarların, sanatçıların yurdu olan şehirden söz ediyorum. Yaşar Kemallerin, Halil Karabulutların, Abdulvahap Kocamanların, Aşık Feymanilerin, Ayşe Çağlayanların,  Emre Karayellerin, Cezmi Yurtseverlerin, Kürşat Yozcuların şehri Kadirli’den söz ediyorum…

                Adeta Türkiye’ye sanatçı yetiştiren Kadirli… Benim doğduğum ve fakat hep ayrı kaldığım şehir.

                Yıllar sonra bir kez daha Kadirli’deyim. Acı haber tez duyulur derler ya. Bu da öyle oldu. Kadirli’de yaşayan Emekli Öğretmen Ağabeyim Hanifi Yozcu’nun geçirdiği ani bir kalp krizi nedeniyle acil olarak Kadirli’ye gittim. Şükürler olsun ki anında müdahale edilerek korkulan şeyler başımıza gelmedi. 4 damarı tıkanan ağabeyime yapılan müdahale sonunda hayata tekrar tutunması sağlandı. Şimdi durumu gayet iyi. Bu vesileyle arayan ve üzüntülerini bildiren herkese teşekkür ediyorum.

                Beni Adana Havaalanı’ndan Üniversite okul arkadaşım Mustafa Altunok aldı. Bütün ısrarlarıma rağmen beni Kadirli’ye kadar götürdü. Oysa terminale götürmesi yeterliydi. Oradan da minibüsle Kadirli’ye geçebilirdim. Ama o “Hem sohbet ederiz, hem de hasret gideririz.” diyerek bu isteğimi geri çevirdi.

                Tabii ağabeyimin durumu iyiye gittikten sonra Kadirli’yi gezmek, eşi dostu görmek ve akrabaları ziyaret etmek nasip oldu.

                Her şeyden önce Yeğenim Namık Mehmet Balcılar ve Amcaoğullarından Ata Mehmet Yozcu benimle çok ilgilendiler. Çocukluk arkadaşlarım Necati Akgöllü ve İsmail Özdoğan da beni yalnız bırakmadılar.

                İlkokuldan arkadaşlarım olan Ali Demir ve Muhammet Çuhadar ile görüşme imkânım oldu. Yine üniversiteden okul arkadaşım olan Salim Karakuş ile hasret giderdik. Hep birlikte geçmişi yâd ettik.

                Ben, babamın köyü, ata dede yurdu olan Çangaza Köyü’ne hiç gitmemiştim. Şimdiki adıyla Topraktepe Köyü.

                Kadirli’nin güneyine düşen bu köy, şehre o kadar yaklaşmış ki adeta iç içe olmuş. Şehrin bir mahallesi olmaya az kalmış.

                Amcaoğlu Şair Ata Mehmet Yozcu eve gelerek “Seni almaya geldim. Ata dede yurduna gidelim. Akrabalarınla tanışırsın” dedi. İşte bu müthiş bir fikirdi. Çünkü babamın ve bazı kardeşlerimin doğduğu, annemden, babamdan binlerce defa bir masal gibi dinlediğim Çangaza Köyü’ne hiç gitmemiştim.

                Yanıma üniversiteden gelen oğlum Alperen’i de aldık. İstedim ki o da rahmetli dedesinin doğduğu köyü, toprakları görsün ve buradaki akrabaları ile tanışsın.

                Eski adıyla Çangaza, yeni adıyla Topraktepe Köyü, şehre araba ile yaklaşık 15 dakikalık uzaklıkta. Yakın bir gelecekte şehrin bir mahallesi olmaya aday bir köy.

                Köye girmeden Ata Mehmet bize bilgiler verdi. “Çangaza Köyü’nün aslında antik bir köy olduğunu, burada daha önce bir kilise çanının olduğunu ve hatta bu çanın altın olduğunu, onun da bu köyde bir tarlada gömülü olduğunu, bu nedenle köy adının “Çanı olan kaza” anlamına gelen Çangaza olduğunu belirtti. Hatta birçok kez definecilerin bu çanı aradığını ve köyü köstebek yuvasına çevirdiğini ama bulamadıklarını” söyledi.

                Ata Mehmet anlatıyor: “Köyün girişinde bir mezarlık bulunuyor. Burası Kabasakız Mezarlığı adını taşıyor. Hemen önünde asırlık bir ağaç var.” Anlatmaya devam ediyor: “Burası Kabasakız Mezarlığı. Hemen hemen bütün akrabaların burada yatıyor. Deden, Eşkıya Yozcu, amcan ve diğer bütün Yozcular burada. Şu gördüğün ağaç asırlık bir ağaç. Kadınlar, yoğurtlarını, peynirlerini, yumurtalarını ve diğer köy ürünlerini alıp şehre satmaya giderlerdi. İşte bu ağaç onlara dostluk ederdi. Buraya gelip yaz sıcağında oturup dinlenirlerdi. Kimler geldi kimler geçti bu ağacın altından”

                Arabaya binip köye gidiyoruz. İlk önümüze gelen evin önünde yaşlı bir adam oturuyor. Evin önünde duruyoruz. “Hacı Ahmet Yozcu” diyor Ata Mehmet. “Senin amcan, benim de babam” diyor. İnip elini öpüyorum. Kendimi tanıtıyorum. İlerleyen yaşına rağmen babamı hatırlıyor ve eski günleri anlatmaya başlıyor.

                Oradan kalkıp az ileride bulunan küçük bir tepeye yöneliyoruz. Köy camisinin önünden geçiyoruz. Tabii köyün bütün güzelliği artık gözlerimizin önünde sergileniyor. Yemyeşil tarlalar. Ağaçlar alabildiğince yürüyüp gidiyor. Köyün güzelliği karşısında adeta büyüleniyoruz…

                Her taraf ekilmiş. Boş bir tane tarla yok. Genelde hep buğday ekili. Yollar taşlı. Arada bir araba taş savuruyor. Köye iyice girince tezek kokuları kendini göstermeye başlıyor. Oğlum “Of bu koku da ne böyle. Burnumun kemiği kırıldı” diyor. Ben de “Köy yaşamı. Burada bu normaldir. Sen dışarıdan geldiğin ve buna alışık olmadığın için kokuyu alabiliyorsun. Burada yaşayanlar için bu gayet normal bir şey. Onlar bu kokuyu duymuyorlar bile. Biz de burada yaşasaydık, biz de öyle olacaktık” diyorum.

                Birkaç yüz metre sonra ağaçlar arasından çitlerle yapılmış, belki de kerpiç olan yan yana birkaç evin önüne geliyoruz. Dışarıda 3 genç sohbet ediyor. Hepsi de yağız, çekik gözlü. Bakınca “Bunlar Yozculardan” dememek elde değil. Yüzleri kendilerini ele veriyor çünkü.

                Duruyoruz. Ben kendimi tanıtıyorum. Gençlerde bir sevinç beliriyor. Yabancı değiller, hepsi akraba. Amcamın oğlunun çocukları. Bize göre dördüncü veya beşinci nesil. Tokalaşıp sarılıyoruz. Bana hep “Amca” diye hitap ediyorlar. Bir tanesi “Amca seni yazılarından tanıyoruz” diyor.

                En küçüğü eve buyur ediyor. “Babam içerde amca, İçeri buyurun” diyor. İçeri giriyoruz. Küçük bir ev. Oda da dolayısıyla küçük. İçerde bir iki tane küçük çocuk var. Bu nedenle etraf oyuncak dolu. Sanki de bir oyuncakçı dükkanına girmiş gibi hissediyorum kendimi.

                Sabri ağabeyi simasından tanıyorum. “Kan çeker” derler ya. İşte ondan. Saçları bembeyaz olmuş. Bir tek siyah saç teli bile kalmamış. Beni tanımıyor tabi. 45 yıldır hiç görmedi. Kendimi tanıtınca şaşırıp kalıyor. Sarılıyoruz birbirimize. Duygulu anlar yaşıyoruz.

                Odada 2 kişi daha var. Biri misafir. Kara’lardan biri imiş. Kıbrısta da akrabaları olduğunu ve onlara selam iletmemi söylüyor.  Diğeri Sabri ağabeyin büyük oğlu Erkan imiş. Birbirimizi ilk defa görüyoruz. Erkan Adana’da oturuyormuş ve orada çalışıyormuş. Tesadüfen bugün babasını ziyarete gelmiş.

Amcaoğulları sohbete başlıyoruz. Geçmişi konuşuyoruz genelde. Sabri ağabey “Amcam sizi iyi ki de götürmüş. Biz burada hala perişanız. Güya çiftçilik yapıyoruz. Ekiyoruz, biçiyoruz ama bir şey kazanmıyoruz. Ancak boğaz tokluğuna yaşıyoruz” diyor.

Köyün durumu, köylünün durumu, çekilen sıkıntılar, geçim kavgası dile getiriliyor hep. Vakit nasıl geçiyor farkında dahi olmuyoruz. Yeni demlenen tavşankanı çaylarımız geliyor. Sohbet anında yudumluyoruz. Sohbet o kadar güzel gidiyor ki akşam olduğunun farkına varamıyoruz. Kalkmak için izin istiyoruz. Sabri ağabey “Yemek yemeden bırakmam” diyor. Ama buna vaktimiz yok. Israr ediyoruz.

Gitmek için dışarı çıkıyoruz. Tam bu esnada amcamın diğer oğlu olan Orhan ile karşılaşıyoruz.  Sabri ağabeyin küçüğü. Ama onun da saçları beyaz olmuş. Beni görünce duygulanıyor. Gözyaşlarına hakim olamıyor. Onunla yıllar önce Kıbrıs’a geldiğinde tanışmıştık. Ondan sonra bir daha hiç görüşemedik.

Ayak üstü biraz daha sohbet ettik. Hatıra fotoğrafları çektirdik. İzin isteyerek Ata dede köyünden ayrıldık.

Bizi çok iyi karşıladılar. Samimi ve içten davrandılar. Kim bilir bir daha ne zaman ve nerede karşılaşacaktık?

Akşam olmak üzereydi. Hafiften de yağmur dökmeye başladı. Arabaya binip uzaklaşmaya başladık oradan. Topraktepe köyü usul usul yeşillikler içinde geride kalmaya başladı. Biraz sonra da görünmez oldu.

Ata Mehmet Yozcu’ya bu güzel anları bize yaşattığı için çok teşekkür ediyorum. Yıllar sonra akrabaları görmek, onlarla tanışmak o kadar güzeldi ki anlatmaya kelimeler yetmiyordu işte…

 
Etiketler: ATA, -, DEDE, YURDUNDA,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
12 Kasım 2019
Hasan Dede Türbesi ve Kadirli Kent Müzesi
06 Kasım 2019
Kıbrıslılar Bizi Neden Sevmiyor?
01 Kasım 2019
“Kardeşimin Hikâyesi” Üzerine
30 Ekim 2019
KKTC ÇUKUROVALILAR DERNEĞİ Nİ ZİYARET ETTİM
20 Ekim 2019
SESSİZ ÇIĞLIK ÜZERİNE
15 Ekim 2019
Vatan Sana Canım Feda
13 Ekim 2019
“Barış Pınarı” Hayırlı Olsun
09 Ekim 2019
YDP 3. Yılını Kutladı
07 Ekim 2019
I.Akdeniz Uluslararası Araştırmalar Kongresi’nin Ardından
30 Eylül 2019
“ERZİNCAN YÖRESİ ALEVİLERİ”
25 Eylül 2019
İLK YERLİ OPERAMIZ ARAP ALİ DESTANI
23 Eylül 2019
YDP’DE AŞURE GÜNÜ
19 Eylül 2019
ÇUKUROVA TÜRKMENLERİ
18 Eylül 2019
Avni’nin Kehanetleri
12 Eylül 2019
Tekin Bertiz’in Ardından
05 Eylül 2019
OĞUZ BOYLARI KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ BAŞKANI ARİF ZEREN İLE SÖYLEŞTİK
03 Eylül 2019
AVNİ İLE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ ÜZERİNE KONUŞTUK
25 Ağustos 2019
GÜVERCİNLİK KÖYÜ ÇÖPLÜK MÜ?
20 Ağustos 2019
“Yangın Yerinde” Kabare mi Komedi mi?
19 Ağustos 2019
“GELECEK 100 YIL” Üzerine
15 Ağustos 2019
AVNİ İLE BAYRAMLAŞTIK
05 Ağustos 2019
KAZA “GELİYORUM” DEMEDİ
01 Ağustos 2019
Milli Değerleri Koruma Derneği Ve İsfendiyar Dayı
28 Temmuz 2019
ADANALILAR DERNEĞİ ÇOK İDDİALI GELİYOR
25 Temmuz 2019
AVNİ’YE SORDUM
22 Temmuz 2019
Kenan Akın İle Güncel Konular
18 Temmuz 2019
KİM BU AVNİ?
15 Temmuz 2019
Sadece Suriyelilere mi Vize?
11 Temmuz 2019
BOŞ VERDİM
09 Temmuz 2019
Postamız Nasıl Çalışıyor?
08 Temmuz 2019
Derman Atik İle Tiyatro Üzerine
04 Temmuz 2019
KÜLTÜREL MİRASIMIZI KİM YÖNETİYOR?
27 Haziran 2019
Hakan Tulumbacı İle Sanat Üzerine
27 Haziran 2019
Harun Tulumbacı İle Sanat Üzerine
25 Haziran 2019
Ertaç Hazer İle Kültür-Sanat
21 Haziran 2019
Hükümet Kuruldu Kurulmadan Vuruldu
18 Haziran 2019
DR CEMAL MERT İLE SÖYLEŞTİK
16 Haziran 2019
Gelişmekte Olan Farklı Bir Spor: Okçuluk
13 Haziran 2019
AVNİ’Nİ BÜYÜK İDDİASI
29 Mayıs 2019
Solcu Efendi” Üzerine Birkaç Kelam
23 Mayıs 2019
Kıbrıs’ta Osmanlı Öncesi Türk İzleri
19 Mayıs 2019
TERAPİ Üzerine
15 Mayıs 2019
ZAMAN
11 Nisan 2019
BÖYLE YARIŞMA OLUR MU?
07 Nisan 2019
Aşık Veysel Ve Nesimi’yi Anma Toplantısı
02 Nisan 2019
“Yaşamak Nazım Gibi” Oyunu Üzerine
27 Mart 2019
“27 Mart” KKTC İçin Acı ve Buruk Bir Gün
21 Mart 2019
“Kıbrıs’ın Dünü, Bugünü Ve Yarını”
18 Mart 2019
Bütçemiz Error Veriyor
14 Mart 2019
Sen Neymiş Be Abi!
10 Mart 2019
İRSEN KÜÇÜK’ÜN ARDINDAN
05 Mart 2019
Dairelerde Damga Pulu Sorunu
04 Mart 2019
Şerefine İnsanoğlu
01 Mart 2019
Su Akar Güldür Güldür
28 Şubat 2019
YDP Meşalesini Güvercinlik’te Yaktı
27 Şubat 2019
Liderlerden Farklı Söylemler
24 Şubat 2019
Teknoloji Mi, Dedikodu Mu?
19 Şubat 2019
Genç Ama Başarılı Diyebileceğimiz Bir Bakan
18 Şubat 2019
Sendikalarımızın Amacı Ne?
14 Şubat 2019
Öyle Bir Dünyada Yaşıyoruz Ki!
10 Şubat 2019
Uçak Biletleri Ucuzlayacak Mı?
06 Şubat 2019
Türkeş’in Evi
05 Şubat 2019
Sosyal Medya Siyaseti
04 Şubat 2019
Bu Hükümetten Keyif Alıyorum
31 Ocak 2019
Anketle Cumhurbaşkanı Mı Olur?
22 Ocak 2019
ELEKTRİK FATURALARI EZBERE Mİ HESAPLANIYOR?
22 Ocak 2019
Kıbrıs Patatesinden Vaz Mı Geçiliyor?
22 Ocak 2019
Bayrak Namustur Şereftir
18 Ocak 2019
Kıbrıs Patatesinden Vaz Mı Geçiliyor?
11 Ocak 2016
KADINLAR KAHVEHANESİ
Haber Yazılımı