Yazı Detayı
27 Eylül 2019 - Cuma 12:07
 
GÜNCEL SİYASİ GELİŞMELERİN HATIRLATTIĞI BİLİMSEL KURAMLAR
Ergün Şoföroğlu
 
 
27 Eylül 2019 - Cuma 12:01
 
GÜNCEL SİYASİ GELİŞMELERİN HATIRLATTIĞI BİLİMSEL KURAMLAR
Ergün Şoföroğlu
 
 
 
 
 
 
 
 

Tarihsel olayları geniş ufuklu bir açıdan ve gerçekçi değerlendirmekten kaçınarak güncel politikanın sığlığında, yüzeysel ve art niyetli şematik kurgular düzenleyerek toplumu yanıltmaya çalışmak, toplumu aptal yerine koymak demektir                                                                                           

Uluslararası ilişkilerin işleyiş mantığı pragmatizmle kurgulanan diplomatik tuzaklarla ve felaketlerle karşılaştığımızda Güncel politikanın  sığlığına düşmeden bilimsel ve etkin tedbirleri alınabilmemiz için hatırladığımız  bilimsel kuram ve kuralların  aydınlığında yeterli mücadeleyi  sürdürebiliriz. Bilimsel gerçekleri hatırladıkça. bilimin aydınlığında ilerleyebiliriz.                                     

Uluslararası hukuku ve pragmatizmi uluslararası ilişkileri nesnel bir bakışla incelediğimizde karşılaştığımız şu gerçekleri bir kere daha hatırlatma cesareti gösteriyorum. ’’Devletler-üstü hukuk devleti yoktur ve devletler arası ilişkiler güç dengelerine göre oluşur. Başka bir deyişle, devletlerin haklarını güvence altına alan devletler arası bir hukuk örgütü yoktur. Birleşmiş Milletler adıyla kurulmuş olan örgüt ise, devletler arası ilişkilerde belli yaptırımlar öngörebilen bir hakemlik kurumundan öteye gidememiştir. Bu gibi uluslararası kuruluşlara her zaman güçlü devletlerin yön verdikleri bilinen bir şeydir’’                                                                                                                                                  

Bu gerçeğin bilincinde olmayıp uluslararası hukuk yaklaşımlarını adalet ve bilimsellik kılıfıyla süsleyen ve bilgisi önyargılardan ibaret olan bazı yöneticilerimiz uluslararası hukukun adaletle değil çıkarlarla özdeşleştiğini hala kavrayamadılar.                                                                

Uluslararası ilişkilerin işleyiş mantığı pragmatizmle kurgulanan diplomatik tuzaklara ve güncel politikanın sığlığına düşmeden gelecekte belirmesi olası sorun veya felaketleri tarihin ışığında sorgulayıp bilimsel gerçeklere ulaşmamız yurttaşlık görevimizdir. Dumesil diyor ki: ‘’ Bilimsel düşünmek demek karşılaştırma yapmak, başka bir deyişle bilimsel olarak var olmak demektir. Karşılaştırıyorum o halde varım’’                                                                                                                       

  Sn. Akıncı. Kıbrıs sorunu çözüm müzakerelerinde, ‘’ne isterse olsun, üç önemli konudan vazgeçilemeyeceğinin’’ altını çizerek görüşlerini şu şekilde belirtmiştir “Birincisi eşitliğimizdir, ikincisi özgürlüğümüzdür, üçüncüsü güvenliğimizdir. Bu üçünü içermeyen bir anlaşma bizim için çözüm değildir.’’                                                                                                                                                                     

Bilimsel varsayım, tanıtlanmış bir olgular dizisiyle temellenir, varbulunan tüm öteki bilimsel olgularla da uyum içindedir ve doğrulukları kesinleşmiş bilimsel bilgilere asla ters düşmez. Eğer bu nitelikleri taşımıyorsa zaten bilimsel bir varsayım değildir.                                                                                                                                                                                                                                                              

  ’Özgürlük ve eşitlik’’ ilkeleri üzerinde kurulmuş bir hukuk düzeni ne kadar yetkin olursa olsun ve bu hukuk düzeni ne kadar etkin biçimde korunursa korunsun; tüm bunlar, federal bir devlet içinde toplumsal gerginliklerin ortaya çıkmasını önleyemez. Hukuk düzeninin kendisi, böyle gerginliklerin ortaya çıkmasını önlemek için bir araç değildir.                                                                                       

   Eşitlik ve özgürlük, üzerinde en çok tartışılan, ancak kavram ve kapsamları kesinlikle saptanamayan soyut iki kavramdır. Hukuk kuralları genişledikçe bu kurallar ile amaçlanan hak ve özgürlüklerin öz ve sınırlarını tanımlamak güçleşir. Federal bir devlette toplumsal düzenler, bu gibi genel kavramlara kendi kuramlarına uygun nitelikler vererek, düzenlerler.                                                      

Realist bakış açısı sayesinde, federal devlet, uluslararası hukuk ve siyaset konularını, geleneksel bir takım soyut ve anlamsız kavramlardan, friksiyonlardan, efsanelerden, sosyal gerçeklikle ilgili olmayan boş kuramlardan arındırmalıyız.                                                                                     

Kıbrıs Türkü, BM parametrelerinde federal çözümün emperyalist güçlerin dayattığı bir zorunluluk olduğuna inandırıldı. Uluslararası hukuk yaklaşımlarını adalet ve bilimsellik kılıfıyla süsleyenler ve bilgisi önyargılardan ibaret olanlar, Kıbrıs’ta Türk ve Rum toplumlarının bugün içinde bulundukları farklı yetkinlik koşulları içinde, BM parametrelerinde Federal sistemde Kıbrıs sorununun çözülüp, adil ve yaşayabilir barışın gerçekleşebileceğini hala savunmayı sürdürüyorlar. “Kıbrıs müzakerelerine yıllarca bu romantizmle yaklaştık. ‘Güçsüz güçsüzlüğüne yol açan koşulları anlayamadığı ve değiştiremediği sürece, güçlü güçsüzden yararlanmaktan vaz geçmeyecektir’ gerçeğini anımsamadık. Güçsüzün, güçlüye itaat etmesi, doğanın güçlüye sağladığı yarardır.                       

Uluslararası arenada, politik ve diplomatik beceriksizliğimiz yüzünden her türlü ekonomik, politik ve kültürel ilişkilerden izole edildik ve bu nedenle sosyal yaşamamızda gelişme kavramında rekabet güdüsünden arındırılarak yetingen bir topluma dönüştürüldük. İçine düşürüldüğümüz bu yetingenlik uyuşukluğunun etkisi altında besleme bir topluma dönüştürüldük.                                                   

Uluslararası hukuk yaklaşımlarıyla hakkaniyet çerçevesinde Kıbrıs sorununu federal bir sistemde çözme etkinliklerini sürdüren Cumhurbaşkanımız Akıncı. ‘’Ben bu halkın seçilmiş Cumhurbaşkanı olarak üç yıl önce vaat ettiğim ne varsa onu muhafaza ediyorum. O çizgim çerçevesinde çözüm perspektifini gündemimin başında tutuyorum.”                                                               

Bu söylem karşısında Akıncı’ya ‘’dogmatik bir dünya görüşünün, kendini yenileyebilen, yeniden üretebilen bir dünya görüşü karşısında uzun erimde bir şansı olmadığı ve bu görüşünün diğer diyalektik görüşleriyle çeliştiği hatırlatılmalıdır. Hatırlatılmalı diyorum çünkü, kendisinin dogmatik görüşü onaylamadığını şu demeciyle kanıtlamıştır. “Şurası açıktır ki bundan sonrası, bugüne kadar geldiği gibi gitmeyecektir. Çünkü aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek mümkün değildir. Her zaman vurguladığım gibi sonuç odaklı olmayan ucu açık süreçlerle oyalanma dönemi artık kapanmıştır’’.                                                                                                                                                     

Her türlü çözüm, zaman ve mekânla sınırlıdır. Üretildikleri koşulların değişmesiyle, çözümler de değerler de değişir. Siyaset bu zeminlerden biridir.  Status quo fırsatların kaybı demektir.                     

Bir dünya görüşüne karşı ancak başka bir dünya görüşü ile mücadele edileceği gerçeği hiç gözden kaçırılmamalıydı. Her dünya görüşü sonuçta kendi amacını, kendi düzenini, kendi yaşam biçimini, kendi iktidarını hedeflediğine göre dünya görüşleri arasında bir ‘’uzlaşma’’ da söz konusu olamaz. Bir gerçeğin iki doğrusu olması mümkün değildir.’’                                                                              

Bilimsel gerçek tutum, dogmatik olmayan eleştirel yaklaşımdır. Sn. Akıncı, nesnel bakışla algılanan aşikâr bir gerçeği yansıtarak diyor ki “Kıbrıs sorununda neden bir sonuca varılamadığı çok açıktır. Rum tarafı yıllar öncesinden eline geçirdiği o devlet aygıtını, yönetim erkini, siyasal eşitlik içerisinde Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemedi. İşin özeti budur.’’ Bu olgu, Kıbrıs Türk Toplumu’nun, geçmiş süreçte Rumların politik ve diplomatik başarıları karşısında etkin ve yeterli bir politika belirleyemediği gerçeğini yansıtıyor.                                                                                                              

Federal bir çözüme zorlanan KKTC’nin bugünkü ekonomik durumunu nesnel bir bakışla nasıl algıladığımızı belirterek federal bir çözüme uygun ve hazır olup olmadığını sorgulayalım. ‘’Rekabete açık federal ve liberal ekonomik bir sistemin insafsız katılığı ile başa çıkamayacak, gelişmemiş, kendi ayakları üstünde duramayan, besleme bir toplum görüntüsü yansıtan ve uluslararası politik arenada özne olma payesini yitirmiş, politikanın materyali durumuna dönüştürülmüş erime sürecinde bir toplum görüntüsü yansıtmaktadır. BM parametrelerinde bir federal çözüme rıza gösterdiğimize göre aradan 50 yıl geçmesine rağmen Rumlarla ekonomik güç dengesini gerçekleştiremedik. Bu beceriksizliğimizin nedenleri hakkında gerçek görüşler ve yorumlar ortaya koymasını beklediğimiz entelektüellerimiz, siyasilerimiz ve medyamız bu konuda mantıksız kurgulanmış teraneleri tekrarlamaktan başka bir şey yapamıyorlar.                  

 
Etiketler: GÜNCEL, SİYASİ, GELİŞMELERİN, HATIRLATTIĞI, BİLİMSEL, KURAMLAR, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı